Arktik deniz buzundaki kayıp hızlı biçimde artıyor

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Kutup Araştırmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Mahmut Oğuz Selbesoğlu, Arktik'te meydana gelen buzul kayıplarının rekor seviyelere ulaştığını belirterek,

Colorado Boulder Üniversitesi Çevre Bilimleri Araştırmaları İşbirliği Enstitüsü'ne (CIRES) bünyesindeki Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezi'ne göre, Arktik deniz buzu, bu yılın en yüksek seviyesini 14,29 milyon kilometrekare ile 15 Mart'ta gördü. Bu değer, geçen yılki en yüksek seviye olan 14,31 milyon kilometrekarelik rekor düşük miktarın da gerisinde kaldı.

Bilim insanları, bu kış Arktik buz örtüsünün zirve noktasının düşüş trendini sürdürdüğünü tespit ederken bu yılki buz örtüsü alanı, 1981-2010 yıllarındaki ortalama seviyelerin yaklaşık 1,3 milyon kilometrekare altında bulunuyor.

Yaz mevsimini geride bırakıp sonbahara giren Antarktika'da ise yaz deniz buzunun yıllık en düşük seviyesi, 2,58 milyon kilometrekare ile 26 Şubat'ta görüldü. Bu seviye, 1981-2010 ortalamasına göre 260 bin kilometrekare daha düşük olmasına rağmen 21 Şubat 2023'te kaydedilen 1,79 milyon kilometrekarelik rekor düşük seviyenin üzerinde kaldı.

Arktik'teki kritik ısınma hızı

Doç. Dr. Mahmut Oğuz Selbesoğlu, Arktik deniz buzunda yaşanan rekor kayıplara ilişkin soruları yanıtladı.

Arktik ve Antarktika'yı kapsayan buzulların iklim dengesinin oluşmasında önemli bir etken olduğunu belirten Selbesoğlu, "Buzulla kaplı alanlar bizim için çok önemli çünkü dünyanın bir radyasyon dengesi var. Bu radyasyon dengesi dünyadaki hayatı sağlayan bir denge. Güneşten gelen enerji atmosferden filtrelenerek geçiyor ve yeryüzünün yüzeyine bağlı olarak yani buzul, deniz ya da kara olmak üzere yansıyor. Bunun bir miktarı soğuruluyor.

Burada yüzde 31'lik bir dengeden bahsediyoruz. Bu dengenin oluşmasındaki yani devam edebilmesindeki en büyük etkenlerden biri buzullar. Buzullar kayboldukça bu denge değişiyor. Buharlaşma artıyor, sera gazı etkisi oluşuyor ve dünya küresel ısınmaya maruz kalıyor. Bu döngü sürekli buzul kayıpları yaşamamıza neden oluyor." dedi.

Barents Denizi, Bering Denizi ve Kuzey Atlantik'in kenar bölgelerindeki marjinal buz alanlarında yoğunlaşan bir erime olduğunu kaydeden Selbesoğlu, Arktik bölgesinin küresel ortalamanın 4 katı hızla ısındığını hatırlattı.

 

Selbesoğlu, Arktik amplifikasyonunun sıcaklık artışıyla birlikte deniz buzunun azalmasına ve okyanus akıntılarının alttan eritme etkisinin güçlenmesine yol açtığını, dolayısıyla buz örtüsünün dönemsel olarak genişlese bile inceldiği için daha kırılgan hale gelerek daha hızlı eridiğini anlattı.

Geçen yıl deniz buzunun yıllık maksimum ve tarihsel olarak da en düşük seviyesine ulaştığı bilgisini veren Selbesoğlu, şöyle devam etti:

"En düşük maksimum değerlerin neredeyse tamamı son 10 yıl içinde gerçekleşmiş. Bu çok önemli bir bilgi çünkü bu bize burada sistematik ve hızlanan bir trend olduğunu gösteriyor yani aslında bu sadece yazın oluşan bir erime değil, kışın oluşması gereken buz miktarının da azaldığını gösteriyor. Bu da sistemin yapısal olarak zayıfladığını gösteren bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor.

Bunu aslında birbirini tetikleyen süreçler silsilesi gibi düşünebiliriz; beyaz yüzey azaldıkça güneş ışığı daha fazla soğuruluyor, ısıyı emiyor ve emilen ısı daha fazla ısınma, daha fazla buz kaybı, daha fazla evaporasyon (buharlaşma) ve daha fazla sera gazı etkisi demek. Bu da iklim değişikliği, aşırı iklim olayları gibi meteorolojik sert tepkilerin ortaya çıkmasına sebep oluyor."

Sera gazı azaltımı çağrısı

Buzul kayıplarının önüne geçmek için sera gazı emisyonlarının azaltılması ve fosil yakıtlardan çıkış yapılması gerektiğini vurgulayan Selbesoğlu, yenilenebilir enerjiye geçişin hızlandırılması, siyah karbon emisyonlarının azaltılması ve özellikle Arktik bölgesine özel önlemler alınması gerektiğinin altını çizdi.

Selbesoğlu, Arktik'te meydana gelen değişimlerin yerel değil, küresel sistemin geleceğini belirleyen bir erken uyarı sinyali taşıdığını sözlerine ekledi.