Değerli dostlar, merhabalar;
Bir dönemler İzmir'deki yerel bir TV kanalında “SİGORTA ve YAŞAM” adlı program yaptım ve sundum. 2006 – 2011 yılları arasında, aralıklarla da olsa, haftada bir gün, bir saat canlı olarak sunduğum bu programın sayısını tam bilmiyorum ama sanırım yüz elli olmuştur. Canlı telefon bağlantıları ile sorular alıp cevapladığımız bu program oldukça ilgi görmekteydi. Sonra kanal yöneticileri sponsor istediler ve bilahare kanal el değiştirdi. İşin bu kısmı nostaljik bir hikâye tabii ki; ancak o programlarda çok sıkça tekrarladığım, hatta program mottosu olmuş iki cümle var:
1. DÜNYANIN EN BÜYÜK SOSYAL YARDIMLAŞMA AĞI SİGORTACILIK SİSTEMİDİR!
2. İDDİA EDİYORUM, DÜNYANIN HİÇBİR ÜLKESİNDE SİGORTA ŞİRKETLERİ HASAR ÖDEMEZ!
Tabii ki bu söylem çokça ilgi çekiyordu. "Nasıl yani? Sigorta şirketi hasar ödemeyecekse neden sigorta yapıyoruz?" Nerden başlayalım? Önce sigorta ne demektir, onu açalım; çok temel anlamı ile “RİSKİN TRANSFERİ” demek yanlış olmaz sanırım. "Ha, bunu günümüzün popüler işlemlerinden futbolcu transferi ile sakın karıştırmayalım" lütfen.
Bireylerin, ticaret erbabının ve de sanayicilerin her türlü tedbiri alsalar dahi önüne geçemeyecekleri riskler mevcuttur: Başta doğal afetler olmak üzere; bunun yanında günlük yaşamımızda her an karşılaşabileceğimiz olaylar neticesinde malımız ya da canımız risk altında. Peki, ne yapmalıyız? Bu riskleri birilerine transfer etmeliyiz! Kime? Tabii ki sigorta şirketlerine.
Sigorta şirketine riskimizi transfer ettik. Örnek verelim: Yüz milyon tutarlı fabrikamızı beş yüz bin Türk Lirası prim ödeyerek sigorta ettirdik. Bir yangın oldu, fabrika kül oldu. Sigorta şirketi 500 bin TL prim aldı, 100 milyon TL hasar ödeyecek! Bu hesap çarşıdan döner; çünkü sigorta şirketleri kâr amacı ile kurulmuş sermaye şirketleridir, hayır kurumu değil! Ya ne olacak? Onlar da kendilerini (yani üstlendikleri risklerin bir kısmını) sigorta ettirecekler. Peki, kime? Yurt içindeki veya yurt dışındaki diğer sigorta şirketlerine. İşte bu işleyiş silsilesine REASÜRANS sistemi diyoruz.
Bir hasar olduğunda ise reasürör şirket hasarın bir kısmını ödeyecek, bir kısmını da sizin sigortanızı yapmış olan (SEDAN ŞİRKET) ödeyecek. Peki, şirketler bu hasarı nereden ödeyecek? Milyonlarca sigortalının ödemiş olduğu primlerden oluşmuş prim havuzundan. Düşünün, dünya çapında bir prim havuzu var; buraya tüm sigortalılar prim ödüyor, mağdur olanlar bu havuzdan mağduriyetlerini gideriyor ve yaşamlarına devam ediyor. Sigorta şirketleri de bu işin organizasyonunu gerçekleştiren kurumlar.
"Sigorta şirketleri hasar ödemez" diyorum, evet hasarı da diğer sigortalılar öder. Dünya çapında milyonlarca sigortalının ödemiş olduğu primlerle oluşan prim havuzundan mağdur olanlar mağduriyetlerini giderir. Buyurun, buna ne denir? Sosyal yardımlaşma.
İşte, "dünyanın en büyük sosyal yardımlaşma ağı sigortacılık sistemi" derken kastım budur. Hasarı kim ödedi? Sigortalıların ödemiş olduğu primlerden oluşmuş prim havuzundan ödendi hasar. Bu durumda hasarı diğer sigortalılar ödemiş olmuyor mu sizce de?
Bu sebeple diyorum ki, sahte hasar alanları ihbar edin; onlar aslında bizleri dolandırıyorlar, sigorta şirketlerini değil. Çünkü prim havuzunda seviye düştükçe birim fiyatlar artacak, seviye yükseldikçe birim fiyatlar düşecek. Bu prim havuzuna sahip çıkmamız lazım, oradan haksız kazanç elde etmeye çalışanları deşifre etmemiz lazım ki sigortalarımızı yaptırırken daha az prim ödeyelim.
Haklarımıza sahip çıkalım, onları koruyalım.
Şimdilik, bir sonraki yazıma kadar sağlıkla kalın.
Saygılarımla,















