İnsan, yaratılmışların en şereflisi olarak Yüce Yaratıcı’nın ilimle donattığı, rehberimiz Kur’an-ı Kerim'de geçen ifadeyle “eşyanın isimlerinin” öğretildiği akıl ve irade sahibi varlık.
Dünya, Yüce Yaratıcı’nın çeşitli nimetlerle dayayıp döşediği ve açık büfe, anahtar teslim insana tahsis ettiği yaşam alanı.
Her zerresinde kusursuz bir düzen ve ölçü müşahede ettiğimiz bu sistemin Yaratıcısı insanı, tahsis ettiği bu geçici vatanda başıboş bırakacak değildi elbette. Akıl ve iradesi nefsine köle olduğu dönemlerde haddi aşan insanoğlu için defalarca uyarıcılar memur etmiş, insanları yaradılışa uygun bir hayat sürmeye davet etmiştir. Yaradılışa uygun bir hayat ahlak üzeredir ki “halk etmek=yaratmak” kelimesi ile “ahlak” aynı kökten gelmektedir. Yani insan aslında yaradılışta fıtrat olarak ahlaklı bir varlık olarak halk edilmiştir.
İşte fıtratın dışında hayat yaşamaya başladığı bir dönemde Yüce Yaratan’ın insanlığa gönderdiği son yaşam kılavuzu Kur’an-ı Kerimdir.
Anahtar teslim, açık büfe şeklinde esprili bir dille izaha çalıştığımız bu dünyadan ve nimetlerinden faydalanmada da elbette bir ölçü konulmuş ve bir çok ayette saçıp savurma, İSRAF etme yasaklanmıştır. İsraf yani gereksiz ve ölçüsüz harcama, hoyratça ve ihtiyaç sınırlarını aşacak şekilde tüketim, bireyi, toplumu ve hatta dünyayı tehdit eder. Dengeleri bozucu bir tahribat yaratır. Gıda israfının, ekonomik israfın, gelir ve gider dengesi gözetmemenin bireyler ,aileler üzerinde fakirleştirici etkilerini müşahade etmek mümkündür.
Enerji ve su konusundaki hoyratlığın ekolojik dengeye zararlarını küresel ısınma ve kuraklık şeklinde yaşayarak gördük, görüyoruz gerekli tedbirler alınmadıkça görmeye de devam edeceğiz. Bir diğer ve bence en önemli dikkatli tüketilmesi gereken şeyde zaman ve işgücüdür. İkisinin de depolanması ve geri dönüşümü mümkün değildir. Verimsiz ve bir amaca hizmet etmeyen aktivitelerle harcanan zaman ve üretime yönlendirilmeyen işgücü, işsiz genç insanlar zayi olmuş kıymetlerimizdir.
Toplumun her ferdi birey olarak kendisinde ve ailesinde tüketimde ölçülü davranmayı alışkanlık haline getirmelidir. İdareciler, kendilerine emanet edilen kamu kaynaklarını verimli kullanmalı, emanete hıyanet etmemelidir. Türkiye her ne kadar son yıllarda bazı sanayi dallarında atılım yapmış olsada hala bazı alanlarda özelliklede enerjide dışa bağımlılığı olan bir ülkedir. Bu sebeple mevcuttaki her kaynağın büyük bir özenle ve verimli kullanılması bir zarurettir. Özlemini duyduğumuz ve hedefini koyduğumuz Büyük Türkiye idealini başarıya ulaştırmak için gerekli iktisadi kalkınmanın yolu buradan geçmektedir.















