Suyun kendi kendini temizleyebilme özelliği vardır. 'OTOPÜRİFİKASYON' terimi ile ifade edilen bu özellik şu şekilde çalışır;
Sudaki mikroorganizmalar, algler, bakteriler kirlilik yaratan maddeleri parçalar, oluşan tortu dibe çöker ve bu şekilde suyun berraklığı korunur. Sudaki oksijende bu maddelerin zararsız hale gelmesini sağlar buna da oksidasyon denir. İşte bu otopürifikasyon kirlilik belirli bir noktaya gelinceye kadar çalışır ve su kendini muhafaza eder. Kirliliğin arttığı, insanoğlunun sınır tanımayan hoyratlığı, vurdumduymazlığı kendi kendini temizleme yeteneğini bile acze düşürür ve köpüren, kokan nehirler, musilaj basan denizler görürüz.
Kendi kendini temizleme özelliği cemiyette de mevcuttu ve şu şekilde çalışırdı; sosyal bünyede maraz çıkaran, cürüm işleyen, genel ahlak kurallarına aykırı hareket eden kişiler ayıplama, selam-sabahı, alışverişi kesme ve soyutlama gibi yöntemlerle hizaya getirilmeye çalışılırdı. Sonradan 'Mahalle baskısı' gibi biraz egzajere edilmiş bir kavramla ifade edilen sosyal savunma mekanizması özellikle küçük cemiyetlerde sonuç alınan bir yöntemdi. Bu kişiler ya kötü huylarını terk ederdi ya da cemiyetten uzaklaştırılırdı. Her iki durumda cemiyet korunur, sosyal savunma mekanizması iş görürdü.
Genel ahlak yapısının bozulduğu toplumlarda ise aksi yönde gelişmeler müşahade edilir. Bozulma genele yayıldığında suç tanımları değişir. Hakikat, masum ve mağdur sahipsiz kalırken suç uğruna edebiyatlar yapılır çünkü suç edebiyata muhtaçtır. Toplumsal değerler, sosyal normlar, örfler tartışma konusu yapılır. Akıl ve ahlak noksanlığından bir kadın kötü yola düştüğünde ,o kadının düştüğü bataktan nasıl kurtarılacağı değil, evlilik kurumunun lüzumlu olup olmadığı ya da bekaret önemli mi değil mi gibi konular tartışılır. Ticarette kazancın helal olup olmadığından ziyade hangi yolla edinilirse edinilsin servet sahipleri akıllı ve muteber insanlar olarak kabul edilir. Helal lokma peşinde, hakkaniyetli ticaret yürüten esnafa, işçisinin hakkını tastamam veren vergi kaçırmayan iş insanına, rüşvet yemeyen devlet memuruna keriz, enayi nazarıyla bakılır.
Bütün bunlara ilaveten bir de ceza sistemi yetersiz kalır ve adalet tecelli etmezse suçlu değil masum, namuslu insanlar merhamet dileyecek hale gelir. Suçluyu azgınlaştıran masumu, namuslu insanları ise kaygılandıran bu sistemin ferdi, cemiyeti korumasını beklemek abesle iştigaldir.
Oysa adalet cemiyette bir ferdi korumak için gerekirse bin kişiye deli gömleği giydirmekten kaçınmamalıdır. Merhametin öldürdüklerine merhamet edilmez. Bu, cemiyete merhametsizlik ve aynı zamanda mazluma ihanettir.















