İngiliz filozof Thomas Hobbes’a göre insanlar, tarihin en eski devirlerinde vahşi birer canavar gibi fertler halinde yaşarlarmış. Uzun bir zaman dilimi içerisinde çeşitli zaruretlerle toplum hayatına alışmışlar. Yani filozof Hobbes‘a göre fert, cemiyetten önce gelir.
Fransız Sosyolog Emile Durkheim ise bunun aksini savunur. Geçmişte insanların özel hayata ve şahsiyete imkân ve fırsat tanımayan “klan” adı verilen insan sürüleri halinde yaşadıklarını ileri sürer. Yani Durkheim’a göre cemiyet, şahsiyetten öncedir. Fertler zaman içerisinde birer müstakil birey ve şahsiyet haline gelirler.
Avrupalı aydınlar “yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan” kabilinden “fert mi önce, toplum mu (cemiyet mi)” tartışmaları şöyle dursun, yüce dinimiz İslamiyet sosyolojisini aile ve millet üzerine kurmuştur.
“Ey insanlar, şüphesiz biz sizleri bir erkek ile bir dişiden yarattık” der ve devam der: “tanışasınız diye sizleri kavim ve kabilelere ayırdık.”
Hucurat suresinde geçen bu ayetin ilk kısmı aile kurumuna vurgu yaparken, ikinci kısmı millet-milliyet kavramlarının sosyolojik gerçeklik ve ilahi nizamın bir parçası olduğuna delalet eder. Yani birilerinin ileri sürdüğü gibi din ve milliyet birbirine zıt kavramlar değil aksine cemiyete, topluma hayat veren kaynaklardır.
Toplumlar, yaşadıkları coğrafyadan, doğal şartlardan, nüfuslarının hacim ve yoğunluğundan, münasebette bulundukları komşu ülkelerdeki sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi gelişmelerden, döneme hâkim fikir akımlarından, teknolojik ve iktisadi gelişmelerden kendi sosyal yapılarına, kültür ve medeniyet özelliklerine, ırki ve psikolojik değerlerine göre etkilenirler. Fakat tarih şunu net bir biçimde göstermektedir ki, kendi milli benliklerini koruyarak asrileşmeyen topluluklar, başka milletlere yem olup giderler. Milli benlik ve çağdaşlaşma iç içe geçmiş kavramlardır. Tarih sahnesinde söz güçlü milletlerindir ve güçlü milletlerde milli şahsiyetlerini muhafaza ederek asrileşebilen milletlerdir. Bunlar sosyal, kültürel, iktisadi ve siyasi anlamda istiklalini sağlamış toplumlardır. Bu gibi milletler dünyaya sadece mal ihraç etmekle kalmaz, dünyadaki gelişmelere de yön ve biçim verirler.
Bu noktada hemen şunu ifade etmek istiyorum. Yukarıda sözünü ettiğimiz milletler, milli, manevi ve çağdaş verilerle donatılmış, inanmış elit kadrolara sahip olan milletlerdir.
Bütün büyük başarılar iyi yetişmiş ve inanmış elit kadrolara eliyle sadır olmuştur. Bütün bir insanlık tarihi boyunca bunun tek bir istisnası yoktur.
Türk tarihinin, devletler zincirinin son halkası cumhuriyetimiz de yukarıdaki niteliklerle donanmış elit bir kadronun “kanla, irfanla” meydana getirdiği bir eserdir. Birkaç gün sonra yüzüncü yaşını kutlayacağımız cumhuriyetimizi kuran ve bizlere armağan eden başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bütün öncülere selam olsun. Hepsinin aziz ruhları şad, mekanları cennet olsun. Asla tereddüt etmeden, Türk istiklalini ve Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etme şuurunda, fikri hür vicdanı hür nesiller ile nice yüzyıllara, bin yıllara erişmek ümidiyle cumhuriyetimizin yüzüncü yaşı kutlu olsun.















Yaşasın Cumhuriyet