Bir milletin hayatında birlik ve beraberliği sağlayan bazı önemli faktörler vardır. Dil, tarih, kültür ve ülkü bunlardan bazılarıdır.
Tarih, milletin zaman ve mekân içinde yaşadıklarını ve mücadelelerini anlatır.
Kültür, o tarihin içinden süzülerek gelen tecrübeler ve alışkanlıklardır.
Ülkü, aralarında tarih ve kültür birliği olan insanların aynı birlik şuuru ile gelecekte ulaşmak istedikleri hedeflerdir.
Dil ise bunlarının hepsinin üstünde bir öneme sahiptir. Onu ilerleyen zamanlarda inşallah başlı başına bir konu olarak incelemeye çalışalım.
Milletlerin bir ve bütün olarak hayatlarını sürdürmelerinde son derece önemli olan bu kavramlar akılcı düşünen devlet adamları tarafından titizlikle işlenir ve korunurlar. Böyle düşünen devlet adamları milli tarihe, milli kültüre ve milli ülküye önem verir ve idareyi bunlar üzerine kurarlar.
İnsanlık tarihi milletler mücadelesinin sayısız örnekleri ile doludur. Bunun neden böyle olduğuna ilişkin uzun ve sonuçsuz felsefi münakaşalara girmeden mevcudu kabul eden ve buna hazırlanan milletler tarih sahnesinde “galipler”, diğerleri ise “mağluplar” tarafında yerlerini alırlar. Şanlı Peygamber bundan 1400 yıl önce şöyle söylemişti:
“Savaş için hazırlıklı olduğunuz müddetçe refah içinde yaşarsınız.”
Ceddimiz Yavuz Sultan Selim Han’a izafe edilen bir diğer söz ise şöyledir:
“Hazır ol cengü cidale, ister isen sulh- u salah.”
İnsanları savaşa hazırlayan iki unsur vardır. Bunlardan biri teknik, diğeri ise manevidir. Teknik hazırlık, araç – gereç ve sair donanımdır. Manevi hazırlık ise iman, inanç ve ülküdür.
Rahmetli Atsız ne diyor,
“Bir ülkünün çevresinde toplanmak ve onun için ölümü göze alarak savaşmak ne güzel şeydir. İnsanlar ancak ülkü ile hayvanlardan ayrılabiliyorlar. Milli bir ülkü olmadıktan insanın hayvandan ne farkı kalır? Hayvan, ölümden ve ızdıraptan kaçar, kuvvetliden korkar. Ölümden korkmayan, ızdıraptan kaçmayan kuvvetli ile savaşı göze alan yaratık ancak ülkücü insandır.”
1998 yılı soğuk bir Eskişehir gecesiydi. Yurtta yaşanan siyasi bir münakaşa arbedeye dönüşmüş bir arkadaşım başından hafif yaralanmıştı. Dumlupınar Öğrenci Yurdunun hemen yanındaki Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin aciline götürdüm arkadaşımı. Yaşça bizden büyük bir nöbetçi hemşire bir taraftan arkadaşımın başına pansuman yapıyor bir taraftan da bizimle sohbet ediyordu.
Abla sordu: “Noldu böyle kafana anlat bakalım?”
Ben atıldım : “Mefkure meselesi .”
Abla, ‘Mefkure’yi kız ismi olarak düşündü herhalde ki: “Güzel mi bari mefkure?“ dedi.
Bu defa başına pansuman yapılan arkadaşım cevapladı:
“Uğruna ölecek kadar güzel.”
Abla: “Hııım , merak ettim valla şu mefkureyi.” dedi.
Biraz sonra pansuman bitti ve arkadaşımla gülüşerek ordan ayrıldık.
Yıl 2023 …
Mefkure hala öyle güzel ve ben ilk gün ki aşk ve heyecanla meftunum.














