Ders saati gelmiş ve hoca koridorda belirmişti. Dersliğin kapısında kendisini karşılayan bir kaç öğrenci ile ayak üstü sohbet ettikten sonra öğrencilere yerlerine oturmalarını işaret etti ve kendiside kürsüdeki yerini aldı. Çantasından siyah renkte bir klasör çıkardı. Öğrencilerini:
“Size size bu klasörün ne renk olduğunu sorduğumda beyaz olduğunu söyleyeceksiniz.” şeklinde tembihledi. Biraz sonra kapıdan içeri özür dileyerek derse geç giren Ali İhsan’ın dışında herkes durumdan haberdar bir şekilde ders başladı. Konu, ‘pozitivizm’di. Auguste Comte tarafından öne sürülen bu görüş, metafiziği ve dini izahları reddederek doğru bilgiye yalnızca deney ve gözlem yoluyla ulaşılabileceğini, bunlarında doğruluğu bariz ve tutarsızlığa yer bırakmayan şeyler olduğundan bahsetti. Derken iş bunu örneklendirmeye geldi ve hoca çantasındaki siyah klasörü çıkardı. Rastgele öğrencilere klasörün ne renk olduğunu sormaya başladı. Tembihlenmiş öğrencilerin tamamı bu siyah klasörün beyaz renkte olduğunu söyledi. İlk birkaç cevapta Ali İhsan’ın yüzündeki şaşkınlıkla karışık gülümseme zamanla yerini şüpheye bıraktı. Derken aynı soruyla muhatap olan Ali İhsan biraz duraksadı ve beyaz cevabını verdi.
Çevresel baskı Ali İhsan’da şuur bulanıklığına sebep olmuş, algısını bozmuş ve siyah olduğunu gördüğü klasöre beyaz demiştir.
Toplum mühendislerinin siyasette propaganda aracı olarak da kullandıkları bu yöntemi Goebbles’de “büyük yalan tekniği” olarak gördük. Gerçekte de durum tam olarak budur. Cemiyet ‘ferdin şuurunu’ kendi kolektif tasavvurları içine hapsetme eğilimindedir. Hür bir ferdi bilince tahammül edemez. Hakikati tayin etmede tek bir önemli kriter vardır o da cemiyetin iradesidir.
Cemiyetin kendine çizdiği sınırları reddedebilmek bir öz saygı, özgüven, ruh ve bilinç berraklığı hepsinden önemlisi de cesaret gerektirir. Tam burada Daniel de Foe‘nun şu sözü hatırıma geldi:
“Hakikati bulan başkaları farklı düşünüyorlar diye onu haykırmaktan çekiniyorsa hem budala, hem de alçaktır. Bir adamın “benden başka herkes aldanıyor” demesi güç şüphesiz ama sahiden herkes aldanıyorsa o ne yapsın?“
Bir çoğumuzun bildiği o Andersen masalındaki çocuk saflığında krala çıplak diyebilen, rahmetli Atatürk‘ün ifadesiyle fikri hür, vicdanı hür olabilmeliyiz. Türk Asrını inşa edecek bireylerin olmazsa olmaz niteliklerinin başında bence bunlar geliyor.















