İnanılması güç ancak yaşaması da işkenceye dönmüş bir "ekonomik buhran" yaşıyoruz. Buhran, çünkü içinden çıkılması zor... Yoksulluğu, hayat pahalılığını ve adeta açlığı yurttaşa yükleyen; bir zümrenin, sermayenin, son 20 yılın organik zenginlerini ayrı tutan bir düzen ve sistemden hatta sistemsizlikten bahsediyoruz.
Peki bunca yaşanan şeye rağmen nasıl oluyor da buna karşı ses yüksekten, sokakta, iş yerinde, kısacası yaşamın her alanında ciddi bir itiraz yükselmiyor dahası yükselemiyor... Bu sarmala karşı varlık gösteremiyor... Mevcut yasalarda var olan hakkını dahi kullan(a)mıyor..
Ekonominin gündem olduğu, her yerde hissedildiği malum. Oysa bu ülkede bunun öncesi ve sonrasında başka birçok sorun ve mevzu var... Her birisi ayrı bir gündem ve başlık gerektiriyor.
Ülkedeki tüm sorun alanlarının gelip sıkıştığı yer; siyaset! Siyaset kurumu ve onun yapıcılarının da bu sorunları çözümlemek ve yurttaşa yol göstermek yerine sıkıştığı yerde adeta tepinmesi ve biraz da buradan kendi varlığını yeniden üretmesi yine uzun bir bahis ve açmakta fayda var...
Siyasetin kendi gündemi, tüm bu sorunlara uzaklığı, çözümü önceliyor gibi yapıyor olması ve nihayetinde kabuğunda başka bir gündem ile meşgul oluşu; sokakta, iş yerinde hak arayışında olması gereken ve mücadele edebilme kapasiteni ortaya çıkartması gereken kitlelerin üzerine toprak atmakla eş değer.
Bir anlamıyla meşru alanı açmayıp, hatta meşruluk zemininin sorgulandığı yerde aldığı pozisyon ile meşruiyeti bir anlamda ortadan kaldırır duruma getiriyor...
Siyaset kurumunun siyasetsizliği ve ortaya çıkarttığı örgütlü örgütsüzlük hali ile adeta yerimizde sayıyoruz...














