İnterneti sonradan öğrenenler mi?
Yoksa onun içinde büyüyenler mi?
Cevap çoğu kişiyi ters köşe ediyor.
Dolandırılanlar yalnızca “internete yabancı” olanlar değil.
Tam tersine…
İnternetin içinde büyüyenler de en az onlar kadar risk altında.
Dünyanın en büyük araştırma ve danışmanlık şirketlerinden Deloitte’un verileri, genç kullanıcıların çevrimiçi dolandırıcılığa düşme oranının orta yaş ve üzeri gruba göre çok daha yüksek seyrettiğini gösteriyor.
Sosyal medya hesaplarının ele geçirilme ihtimali de belirgin biçimde artıyor.
Bu tablo, tek bir soruyu zorunlu kılıyor:
Dijitalin içinde büyümek, dijital bilinç anlamına gelir mi?
Cevap net:
Hayır.
Sorun Teknoloji Değil, Dikkat
Bugün 70’ler-80’ler-90’lar kuşağı da internet kullanıyor.
Gençler de kullanıyor.
Hatta gençler uygulamaları daha iyi kullanıyor.
Yeni platformlara daha hızlı adapte oluyor.
Trendleri daha çabuk yakalıyor.
Algoritmayı daha iyi “seziyor.”
Ama siber güvenlik farkındalığı, uygulama kullanma hızından ibaret değil.
Burada büyük bir yanılgı var:
Dijital kullanım ile dijital bilinç arasında ciddi bir mesafe.
Ve dolandırıcılar, tam o mesafenin içinde çalışıyor.
Mahremiyet Geri Çekildi
Bugünün en büyük açığı teknik değil.
Psikolojik.
Mahremiyet artık ikinci planda.
Konum bilgisi açık.
Günlük hayat anlık paylaşılıyor.
Okul, aile, ilişki, tatil, alışveriş…
Hepsi ekranda.
Bir de bu paylaşımların arkasında “çok modern” görünen bir cümle var:
“Benim saklayacak bir şeyim yok.”
Bu cümle, siber suçlular için bir fırsat değil…
Bir çalışma planıdır.
Çünkü dolandırıcılık artık rastgele yapılmıyor.
Hedefli yapılıyor.
Bir insanın nerede yaşadığını…
kiminle görüştüğünü…
hangi kurumla ilişkili olduğunu…
hangi yatırım araçlarına meraklı olduğunu…
hangi oyunları oynadığını…
bilmek…
Sosyal mühendislik için altın değerinde veri demektir.
Bugün dolandırıcılık “şans işi” olmaktan çıktı.
Bilgi işi oldu.
Özgüven, Açık Kapı
Genç kullanıcıların en sık düştüğü tuzaklardan biri şu:
“Ben kandırılmam.”
Orta yaş ve üzeri grubun en sık düştüğü tuzak ise şu:
“Bu kadar profesyonel görünüyorsa doğrudur.”
Aslında ikisi de aynı yere çıkıyor.
Aşırı özgüven.
Bugün dolandırıcılığın vitrininde şunlar var:
Sahte yatırım uygulamaları.
Deepfake görüntüler.
Çalınmış sosyal medya hesapları üzerinden yardım mesajları.
Sahte burs ve staj teklifleri.
Kripto üzerinden “garanti kazanç” vaatleri.
Aşk dolandırıcılığı.
Ve hepsinin ortak noktası şu:
Teknoloji değil…
Psikoloji.
Önce linke değil, duygulara dokunuyorlar.
Korku.
Acele.
Merak.
Umut.
Açgözlülük.
Yalnızlık.
Türkiye’de Durum Farklı mı?
Hayır.
Türkiye’de de aynı senaryo dönüyor.
Instagram hesaplarının ele geçirilmesi…
Oyun içi dolandırıcılıklar…
Sosyal medya üzerinden borç isteme mesajları…
Kripto “garanti kazanç” tuzakları…
Her geçen gün artıyor.
Çünkü herkes internette.
Çünkü herkes dijitalde.
Ve artık herkes hedef.
Asıl Gerçek
Bugün internetin içinde büyümek avantaj değil.
İnternete sonradan girmek de dezavantaj değil.
Çünkü internet artık eski internet değil.
Artık karşılarında amatör dolandırıcılar yok.
Organize suç ağları var.
Veri toplayan sistemler var.
Yapay zekâ destekli manipülasyon teknikleri var.
Bugün bir dolandırıcının elinde;
sizin sosyal medya geçmişiniz…
alışkanlıklarınız…
diliniz…
zaaflarınız…
korkularınız…
bir dosya gibi duruyor.
Ve o dosya her gün güncelleniyor.
Dijital Çağda Güç Nerede?
Dijital çağda güç, gençlikte değil.
Hızda hiç değil.
Güç şurada:
Mahremiyet bilinci.
Sorgulama refleksi.
Temel siber güvenlik alışkanlığı.
Çünkü internette asıl güç, hızlı olmakta değil…
dikkatli olmakta.
Bugün dolandırılanlar “bilmediği için” dolandırılmıyor.
Çoğu zaman…
çok bildiğini sandığı için dolandırılıyor.















