Telefonu açıyorsunuz.
Karşınızda aynı haber:
“Ülkeler vatandaşlarına stok yapmalarını söylüyor.”
Su, konserve, ilaç…
El feneri, pilli radyo, powerbank…
Bu haberleri görünce insan ister istemez “Acaba bizim bilmediğimiz bir şey mi var?” diye düşünüyor.
Savaş haberleri zaten eksik olmuyor. Geçim sıkıntısı deseniz, her evin gündeminde. Deprem korkusu da bir köşede duruyor.
Bütün bunların üzerine bir de “Birkaç gün kendi başınızın çaresine bakın” çağrısı gelince, insan ister istemez tedirgin oluyor.
Ama önce konuya sakin sakin bakalım.
Bu çağrıların hepsi yeni değil ve hepsi aynı sebeple de yapılmıyor.
İngiltere, 22 Ekim’de başlattığı “Be Ready” kampanyasında üç günlük kesintiye hazırlık istiyor. Almanya’nın sivil koruma kurumu on günlük yiyecek ve içecek bulundurmayı öneriyor. Avrupa Komisyonu’nun geçen yıl açıkladığı stratejide de en az 72 saatlik hazırlık var.
Gerekçe yalnızca savaş değil.
Sel de var, yangın da.
Elektrik kesintisi de var, siber saldırı da.
Dolayısıyla buradan “Savaşın tarihi belli, bize söylemiyorlar” sonucu çıkmaz.
Fakat günlük hayatımızı ayakta tutan sistemlerin aksayabileceğini de kabul etmemiz gerekiyor.
Elektrik gittiğinde yalnızca lamba sönmüyor.
Su pompası durabiliyor.
Ödeme sistemi çalışmayabiliyor.
Telefonun şarjı bitiyor.
Marketin dolabı ısınıyor.
Fransa’da ekim ayında yaşananları hatırlayın.
Marketlerin internete bağlı soğutma sistemlerine müdahale edildi. Bazı dolapların sıcaklığı 50 dereceye kadar yükseltildi. Gıdalar bozuldu, ürünler imha edildi.
Siber güvenlik konuşurken hâlâ yalnızca şifreleri, hesapları, çalınan bilgileri düşünüyoruz.
Oysa saldırının sonucu sofraya kadar geliyor.
Bir sistem internete bağlanınca işi bitmiyor. Bakımı yapılacak, yazılımı güncellenecek, güvenliği takip edilecek.
Soğutma sistemindeki açık yüzünden gıda çöpe gidiyorsa, bunu şirketin bilgisayar bölümüne bırakıp geçemezsiniz.
Evde birkaç günlük su ve yiyecek bulundurmak da bu yüzden makul.
Yalnız, o alışveriş listesini herkesin aynı kolaylıkla tamamlayamayacağını unutmayalım.
Ay sonunu getirmeye çalışan aileye “Bir de yedek al” diyorsunuz.
Hangi parayla?
Dört kişilik aile için kişi başına günlük üç litreden hesaplayın. Üç günde 36 litre su ediyor. Yaklaşık iki büyük damacana.
Yanına yiyeceği koyun.
Pili, feneri, hijyen malzemesini ekleyin.
Kimi hemen alır.
Kimi bir başka ihtiyacından kısarak alır.
Kimi de listeye bakıp bırakır.
Velhasıl, hazırlık konuşuyorsak, bu ailelere nasıl destek verileceğini de konuşmalıyız.
Vatandaş elinden geleni yapsın.
Peki kurumların hazırlığı ne durumda?
Su kesilirse hangi mahalleye nasıl ulaşılacak?
Telefonlar çalışmazsa ekipler nasıl haberleşecek?
Hastanenin, su tesisinin, gıda deposunun kesinti planı denenmiş mi?
Yardım nerede toplanacak, nereden dağıtılacak?
Bunları sormak da hazırlığın bir parçasıdır.
Ayrıca bu konunun depremden ayrı bir tarafı da yok.
İzmir’de de Bursa’da da İstanbul’da da veya diğer şehirelrde hep aynı soruyla karşı karşıyayız:
Sarsıntıdan sonra kim ne yapacak?
İlk saatlerde yardım her yere ulaşamayabilir. Yanımızda ailemiz, komşularımız olacak.
Peki onları ne kadar tanıyoruz?
Üst kattaki yaşlı komşumuz yalnız mı yaşıyor?
Apartmanda desteğe ihtiyaç duyan biri var mı?
İlk yardım eğitimi almış kimse var mı?
Ailece birbirimize ulaşamazsak nerede buluşacağımızı konuştuk mu?
Bunların çoğu için para gerekmiyor.
Biraz zaman ayırmak, konuşmak gerekiyor.
Muhtarlığın, belediyenin ve afet ekiplerinin de desteğe ihtiyaç duyan insanlara nasıl ulaşacağını önceden planlaması lazım.
Komşuluk, kamu hizmetinin yerini tutmaz.
Ama iyi hazırlanmış bir planı güçlendirir.
Evdeki hazırlığı da gözümüzde büyütmeyelim.
İmkân oldukça, zaten tükettiğimiz ürünlerden küçük bir yedek ayıralım. Elektrik ve gaz kesildiğinde de yenebilecek gıdaları düşünelim.
Aldığımızı unutmayalım.
Tarihi yaklaşanı tüketip yerine koyalım.
Fenerin pilini arada kontrol edelim.
Önemli telefonları bir kâğıda yazalım. Çocuğun, yaşlının, evdeki hayvanın ihtiyacını hesaba katalım.
Her şeyi aynı gün almak zorunda değiliz.
Ama evdeki dolap dolunca hazırlığın tamamlandığını da sanmayalım.
O dolabı yeniden dolduracak üretim sürecek mi?
Çiftçi ekebilecek mi?
Su kaynağı korunacak mı?
Gıda güvenle taşınıp saklanabilecek mi?
Bunlarla ilgilenmeden vatandaştan sürekli daha fazla stok yapmasını bekleyemeyiz.
Bir de şu 72 saat var.
Üçüncü gün yardım mutlaka kapınızda olacak demek değil bu. İlk günleri daha az sıkıntıyla geçirebilmek için kullanılan bir hazırlık ölçüsüdür.
Yardımın gelişini afetin büyüklüğü, yolların durumu ve ekiplerin imkânları belirleyecek.
Ben evdeki eksiğime bakayım.
Suyumu, fenerimi, yiyeceğimi hazırlayayım.
Yaşadığım yerdeki planı da öğreneyim.
Hangi kurum ne yapacak?
Kime, nasıl ulaşacağım?
Mahallemde yardıma ihtiyacı olan kim var?
Bunları bilmek istiyorum.
Akşam eve gidince dolaba bakarken yan dairenin kapısını da çalalım.
Afet günü birbirimizin adını öğrenmekle vakit kaybetmeyelim.













