Geçtiğimiz aylarda robot süpürgeler üzerinden teknolojinin hayatımızı gerçekten kolaylaştırıp kolaylaştırmadığını yazmıştım.
Robot süpürge nihayetinde evin içinde dolaşıyor. İşinizi elinizden almıyor.
Şimdi iş biraz değişti.
Çünkü bu kez konuştuğumuz teknoloji, bizim yaptığımız işleri yapmaya başladı.
Oracle son dönemde yapay zekâ altyapısına ve veri merkezlerine milyarlarca dolar yatırıyor. Aynı Oracle, bir taraftan da çalışan sayısını azaltıyor. Yeniden yapılanma ve işten çıkarmalar nedeniyle şirketin yüz milyonlarca dolarlık maliyet üstlendiğine ilişkin rakamlar da açıklanıyor.
İlk bakışta garip.
Şirket küçülmüyor.
Yatırım küçülmüyor.
Teknolojiye ayrılan para küçülmüyor.
Ama insan sayısı azalıyor.
Burada durup biraz düşünmek gerekiyor.
İşten çıkaran kim?
Yapay zekâ mı?
Ben öyle bakmıyorum.
Yapay zekâ sabah ofise gelip yönetim kurulu toplantısına katılmıyor. Önüne personel listesini koyup “Şunlarla yolları ayıralım” demiyor.
Kararı veren hâlâ insanlar.
Yeni bir sistem geliyor. Aynı işin daha az kişiyle yapılabileceği görülüyor. Maliyet hesabı yapılıyor ve sonunda bazı çalışanların kapısı çalınıyor.
Sonra bütün bunların üzerine güzel bir isim koyuyoruz:
“Yapay zekâ dönüşümü.”
Böyle söyleyince sanki kaçınılmaz bir doğa olayıymış gibi geliyor.
Oysa değil.
Teknolojik bir değişim var, evet.
Ama bunun nasıl kullanılacağına dair ekonomik bir tercih de var.
Microsoft'ta, Intuit'te, GitLab'da ve daha pek çok teknoloji şirketinde benzer haberleri gördük. Yapay zekâ yatırımları büyürken bazı bölümlerde çalışan sayıları azalıyor.
Bu şirketlerin her birinin kendine özgü gerekçeleri olabilir. Hepsini aynı torbaya atmak doğru değil.
Ama ortaya çıkan tabloyu da görmezden gelemeyiz.
Şirketler artık yalnızca “Bu işi nasıl daha hızlı yaparım?” diye sormuyor.
“Bu işi daha az insanla yapabilir miyim?” diye de soruyor.
İşin can alıcı tarafı burada başlıyor.
Verimlilik kime yarayacak?
Hesap aslında basit.
Üç kişinin yaptığı işi artık bir kişi yapabiliyorsa şirket açısından verimlilik artmıştır.
İş yine yapılır.
Müşteri hizmetini alır.
Ürün yine çıkar.
Ama personel gideri azalır.
Peki o arada ortaya çıkan para ne olacak?
Çalışan daha yüksek ücret mi alacak?
Haftada beş gün yerine dört gün mü çalışacak?
Yeni işler mi yaratılacak?
Yoksa tasarruf edilen para doğrudan bilançoya mı yazılacak?
Bence önümüzdeki yılların en önemli tartışmalarından biri burada yaşanacak.
Çünkü sanayi devriminin makineleri önce fabrikaya girdi.
Bugünün makineleri ise masamızın üzerinde.
Muhasebecinin, yazılımcının, grafikerin, sekreterin, çağrı merkezi çalışanının, müşteri temsilcisinin yaptığı işin bir bölümünü artık bilgisayar yapabiliyor.
Hem de bazı işlerde insanın hızına yetişmeye çalışmadan.
İnsanı kendi hızına yetişmeye zorluyor.
Birkaç yıl önce “Benim işimi bilgisayar yapamaz” diyen insan sayısı çoktu.
Bugün aynı cümleyi biraz daha temkinli kuruyoruz.
Yarın belki hiç kurmayacağız.
Türkiye bu değişimi ne kadar görüyor?
Biz hâlâ istihdamı çoğu zaman iki rakam üzerinden tartışıyoruz.
İşsizlik arttı mı?
Azaldı mı?
Elbette önemli.
Ama artık tek başına yeterli değil.
Bir gencin iş bulması kadar, hangi işe hazırlandığı da önem kazanıyor.
Bugün üniversiteye başlayan biri dört yıl sonra mezun olacak.
Dört yıl uzun bir süre.
Yapay zekâ için ise belki çok uzun.
Dört yıl sonra o gencin eğitimini aldığı iş bugünkü haliyle duruyor olacak mı?
Bunu bilmiyoruz.
Asıl sıkıntı da burada.
Çünkü eğitim sistemimiz çoğu zaman gençleri bugün var olan işe hazırlıyor.
Oysa o genç mezun olduğunda dünya bugünkü dünya olmayacak.
Excel'de formül ezberletmek, bir programın hangi tuşuna basılacağını öğretmek artık tek başına meslek eğitimi sayılabilir ama gelecek eğitimi sayılamaz.
Bir gencin teknolojiyle çalışmayı öğrenmesi gerekiyor.
Doğru soruyu sormayı.
Gelen cevabın doğru olup olmadığını anlamayı.
Gerekirse yapay zekâya “Hayır, burada hata yaptın” diyebilmeyi.
Çünkü yakın gelecekte yapay zekâyı hiç kullanmayan insan ile kullanan insan arasında ciddi bir fark oluşacak.
Bana kalırsa asıl ayrım da burada olacak.
Bir de İzmir'den bakalım
Bu konu İzmir için uzakta yaşanan bir teknoloji tartışması değil.
Kentte binlerce insan çağrı merkezlerinde, muhasebe departmanlarında, turizm şirketlerinde, müşteri hizmetlerinde, yazılım destek birimlerinde ve ofislerde çalışıyor.
Yapay zekânın hızlı girdiği işler de bunlar.
Eskiden İzmir'deki bir çalışanın işini etkileyecek kararın yine İzmir'de, hiç değilse Türkiye'de alınacağını düşünürdük.
Artık böyle bir dünya yok.
Bornova'daki bir çağrı merkezinde çalışan gencin hayatını, Amerika'daki bir şirketin toplantı odasında alınan karar değiştirebilir.
O şirketin İzmir'de ofis açmasına da gerek yok.
Bazen bir yazılım güncellemesi yeter.
İşin biraz ürkütücü tarafı bu.
Çünkü kira pahalı.
Gıda pahalı.
Ulaşım pahalı.
Hayat zaten pahalı.
Bir de insanların gelir güvencesi teknolojiyle birlikte sürekli yeniden tartışılmaya başlanırsa bunun sonucu yalnızca şirket bilançolarında görülmez.
Sokağa da yansır.
Aileye de.
Kente de.
O yüzden yapay zekâyı yalnızca teknoloji sayfalarında konuşamayız.
Ekonomi konusu bu.
Eğitim konusu.
İstihdam konusu.
Bir süre sonra sosyal politikanın da temel başlıklarından biri olacak.
Yapay zekâyı durdurmak mümkün mü?
Değil.
Zaten durdurmaya çalışmanın da bir anlamı yok.
Her yeni teknolojide aynı korkuyu yaşamışız.
Makine geldiğinde de korkmuşuz.
Bilgisayar geldiğinde de.
İnternet geldiğinde de.
Bazı korkular boşa çıkmış, bazıları çıkmamış.
Bazı meslekler kaybolmuş.
Yerine yenileri gelmiş.
Yapay zekâda da yeni işler doğacak. Bundan kuşkum yok.
Ama “Nasıl olsa yeni işler çıkar” deyip gerisini düşünmemek de fazla rahat bir yaklaşım.
Bir şirket yapay zekâ sayesinde binlerce kişilik işi ortadan kaldırıyorsa şunu da bilmek isterim:
Aynı teknoloji sayesinde kaç yeni iş ortaya çıktı?
Hangi alanlarda?
Kaç kişi yeniden eğitildi?
Kaç kişi başka bir göreve geçirildi?
Kaç kişi doğrudan işsiz kaldı?
Bunları konuşmadan yalnızca “dijital dönüşüm” demek kolay.
Bir de kendimize bakmak gerekiyor.
Sabah işe başladığınızda yaptığınız işleri şöyle bir düşünün.
Kaçını bir yapay zekâ bugün yapabilir?
Bir kısmını mı?
Yarısını mı?
Neredeyse tamamını mı?
Cevap içinizi biraz sıkıyorsa kötü değil.
Çünkü en tehlikeli durum, değişimin hiç farkında olmamak.
İşten çıkaran yapay zekâ değil
Başlığa tekrar döneyim.
İşten çıkaran yapay zekâ değil.
Yapay zekâ bir karar mekanizması değil, araç.
O aracı şirket yönetiyor.
Yatırımı insan yapıyor.
Verimlilikten doğan kazancın kime kalacağına insan karar veriyor.
Bir çalışanı yeniden eğitmenin mi, işten çıkarmanın mı daha uygun olduğuna da insan karar veriyor.
Bu nedenle önümüzdeki yıllarda yalnızca “Yapay zekâ hangi meslekleri yok edecek?” sorusuna takılıp kalmamak gerekiyor.
Ben başka bir sorunun daha çok tartışılacağını düşünüyorum:
Yapay zekânın yarattığı ekonomik değer nasıl paylaşılacak?
Robot süpürgeleri yazarken de aşağı yukarı aynı yere gelmiştim.
Teknoloji yıllardır bize daha az çalışacağımızı söylüyor.
Öyle olmadı.
Çoğu zaman aynı sürede daha fazla iş yaptık.
Şimdi yapay zekâ çıtayı biraz daha yukarı kaldırıyor.
Belki de sonunda konuşacağımız şey, makinelerin insanın işini alıp almayacağı olmayacak.
İnsan emeğinin bundan sonra ne kadar edeceği olacak.
O fiyatı da yapay zekâ belirlemeyecek.
İnsan belirleyecek.
Bu yüzden Fazla Net teknolojiye yalnızca ne yapabildiğiyle değil, bize ne yaptığıyla bakmaya devam edecek.”













