Siyasette bazı ziyaretler vardır; toplantılar yapılır, konuşmalar dinlenir, fotoğraflar çekilir ve program sona erer. Bazı ziyaretler ise geride uzun süre konuşulacak siyasi bir iz ve yeniden filizlenen bir umut bırakır.
Sayın Kılıçdaroğlu’nun İzmir ziyaretine ben bu ikinci pencereden bakıyorum.
Çünkü İzmir’de asıl önemli olan, hangi salonda kaç kişinin bulunduğu ya da hangi sözün daha fazla alkışlandığı değildi. Asıl önemli olan, uzun zamandır ihtiyaç duyduğumuz bir tabloyu yeniden görmekti: CHP’nin lideriyle, örgütüyle ve halkıyla birlikte hayatın içine dönmesi…
İzmir, CHP açısından sıradan bir şehir değildir. Cumhuriyet fikrinin, laikliğin, demokratik yaşam kültürünün ve sosyal demokrat siyasetin en güçlü olduğu kentlerden biridir. Ancak “İzmir zaten CHP’nin” rahatlığına kapılmak, yapılabilecek en büyük yanlışlardan biridir.
Çünkü seçmen sadakatiyle seçmen memnuniyeti aynı şey değildir.
İnsanlara dokunmaz, örgütünüzü canlı tutmaz ve siyaseti yalnızca belediyeler üzerinden okumaya başlarsanız en güçlü olduğunuz yerde bile toplumla aranıza mesafe girer.
Bu nedenle İzmir programını son derece önemli buluyorum. İş dünyasıyla görüşüldü; esnaf, üretici, köylü ve muhtarlar dinlendi. Adalet arayan ailelerin yanında duruldu, örgütle buluşuldu. Cezaevindeki eski belediye başkanları ve parti yöneticileri ziyaret edildi.
Kısacası siyaset yeniden gerçek hayatın içine taşındı.
Bu siyaset anlayışının en güçlü yönlerinden biri de insana dokunmayı adalet arayışıyla buluşturabilmesidir. Türkiye siyasetinde Sayın Kılıçdaroğlu’nun adıyla özdeşleşen bir kavram varsa o da adalettir.
Fakat İzmir’de anlatılan adalet yalnızca mahkeme salonlarının adaleti değildi. Çiftçinin ürününün karşılığını alamaması da adaletsizliktir. Liyakatli bir gencin iş bulamaması da… Emeklinin geçinememesi, küçük esnafın büyük sermaye karşısında ezilmesi de…
Yıllardır savunulan sosyal devlet anlayışının özü tam olarak burada yatmaktadır: Hukuk devletini sosyal adaletle buluşturmak.
Buca Cezaevi ziyaretine de bu açıdan bakmak gerekir. Tunç Soyer’den Şenol Aslanoğlu’na, Görkem Duman’dan Erhan Kılıç’a ve Heval Savaş Kaya’ya kadar gerçekleştirilen görüşmelerin ardından mahkemelerin yerine geçilerek hüküm verilmedi. İnsanların neyle suçlandıklarını bilmeleri, iddianamelerin geciktirilmemesi, savunma haklarını kullanabilmeleri ve tutukluluğun peşin cezaya dönüşmemesi gerektiği savunuldu.
Bence sorumluluk sahibi bir siyasi liderin yapması gereken tam olarak budur: Kendi arkadaşlarına sahip çıkarken bile hukuk devletinden vazgeçmemek.
Ziyaretin önemli sonuçlarından biri de İzmir örgütünün ortaya koyduğu tabloydu. Havalimanından salonlara, sokaktan esnaf ziyaretlerine kadar örgütün yeniden harekete geçebildiğini gördük. İl Başkanı Sayın Utku Gümrükçü’nün ve İzmir örgütünün sergilediği çabayı bu nedenle değerli buluyorum.
Ancak şimdi daha önemli bir görev başlıyor.
Bir genel başkanı kalabalıklarla karşılamak elbette önemlidir. Asıl başarı, o kalabalığı ertesi gün de çalışan, sokağa çıkan, yurttaşa dokunan ve çözüm üreten bir siyasi güce dönüştürebilmektir.
İzmir’de oluşan enerji 30 ilçeye, mahallelere, kadınlara, gençlere, sandık çevrelerine ve sivil topluma taşınabilirse bu ziyaret gerçek siyasi karşılığını bulacaktır.
CHP’nin İzmir’deki gücü yalnızca belediye başkanlarından kaynaklanmaz. Belediyelerin arkasındaki asıl güç; CHP’nin yüz yılı aşan tarihi, örgütü ve toplumsal birikimidir.
Parti örgütü belediyelerin uzantısı değildir. Belediyeler de hiç kimsenin kişisel siyasi alanı değildir. Bu dengeyi yeniden kurmak, örgütü siyasetin merkezine taşımak ve CHP’nin kurumsal kimliğini güçlendirmek yeni dönemin temel hedeflerinden biri olmalıdır.
Geçmişte ortaya konulan geniş toplumsal ittifak siyasetinin değerini bugün daha iyi anlamamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü siyaset yalnızca kendisine benzeyenlerle yan yana durmak değildir. Siyaset, farklılıkları ortak bir Türkiye idealinde buluşturabilme sanatıdır.
İzmir ziyaretini başarılı bulmamın temel nedenlerinden biri de budur.
Kendisi hakkında yürütülen tartışmaların peşinden gitmek yerine ülkenin gerçek gündemine yöneldi. Esnafı, üreticiyi ve gençleri konuştu. Uyuşturucuyla mücadeleyi, siyasette ahlakı, hukuku ve adaleti anlattı. Üstelik bütün bunları örgütüyle birlikte yaptı.
Siyasi güç tam da burada aranmalıdır.
Geçmişin tartışmalarına hapsolmayan, kendisine yapılan haksızlıkları siyasetin merkezine yerleştirmeyen ve yeniden Türkiye’nin gerçek sorunlarına yönelen bir liderlik, CHP açısından çok önemli bir imkândır.
Çünkü insanların mutfağında yangın var. Emekli geçinemiyor, gençler geleceklerini başka ülkelerde arıyor. Üretici toprağından uzaklaşıyor, esnaf ayakta kalmaya çalışıyor. Adalete ve devletin kurumlarına duyulan güven her geçen gün biraz daha aşınıyor.
Siyasetin gerçek konusu bunlardır.
Bu sorunların yeniden güçlü bir biçimde dile getirilmesi ve CHP örgütünün bunların etrafında halkla buluşması hâlinde, İzmir’de gördüğümüz hareketlilik çok daha büyük bir siyasi hikâyenin başlangıcına dönüşebilir.
Çünkü siyaset yalnızca seçim kazanmak değildir.
Siyaset, insanlara yeniden umut verebilmek ve o umudu örgütleyebilmektir.
Ben İzmir’de en çok bunu gördüm: Sayın Kılıçdaroğlu yeniden sahada, örgüt yeniden hareket hâlinde ve CHP kendi asli gücünü yeniden hatırlıyor: Halkın içinde olmak…
Şimdi mesele, bu enerjiyi bir ziyaretin güzel hatırası olarak bırakmamaktır. İlçeye, mahalleye, sokağa ve insana taşımaktır.
Mesele, İzmir’de yeniden filizlenen umudu bütün Türkiye’ye yayabilmektir.














