Çerçeve Yasa bağlamında tartışılan “eşit yurttaşlık” kavramı, doğru tanımlandığında Türkiye’nin üniter yapısına veya millî bütünlüğüne karşı bir tehdit oluşturmaz. Tam tersine, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin doğal bir sonucu olarak değerlendirilmelidir.
Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: Eşit yurttaşlık, toplumun etnik ve mezhepsel topluluklara bölünmesi ve her topluluğa ayrı bir siyasal statü tanınması değildir. Eşit yurttaşlık; devlet karşısında hiçbir yurttaşın kökeni, dili, inancı, mezhebi, cinsiyeti veya siyasi görüşü nedeniyle üstün ya da eksik kabul edilmemesidir.
Ulusal değerleri önemseyen, Cumhuriyetçi ve demokratik bir anlayışla bakıldığında eşit yurttaşlık; farklılıkları inkâr etmeden fakat bu farklılıklar üzerinden yeni egemenlik alanları oluşturmadan, herkesi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı ortak paydasında birleştiren bir ilke olarak değerlendirilmelidir.
Başka bir ifadeyle eşit yurttaşlık; ayrı hukuk düzenleri değil herkes için aynı hukuk, kimliklere göre ayrıcalık değil bütün yurttaşlar için eşit hak ve sorumluluk demektir.
Bu yaklaşım, Cumhuriyet Halk Partisinin tarihsel çizgisiyle de uyumludur. CHP açısından Cumhuriyet yalnızca bir yönetim biçimi değildir. Cumhuriyet; kişinin ailesinden, etnik kökeninden, mezhebinden veya ekonomik gücünden bağımsız olarak devlet karşısında eşit kabul edildiği siyasal düzenin adıdır. Partinin halkçılık ilkesi de kanun önünde ayrıcalıksız bir toplumu ve fırsat eşitliğini sağlayan sosyal devlet anlayışını ifade etmektedir.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Cumhuriyet eşit yurttaşlık demektir” yaklaşımı da bu nedenle değerlidir. Ancak eşit yurttaşlık kavramı yalnızca etnik kimlikler üzerinden ele alınmamalıdır. Bu kavram; yoksulluk, işsizlik, eğitim, adalet ve kamu hizmetlerine erişimde eşitlik meselelerini de kapsamalıdır.
Eşit yurttaşlık, yalnızca herkesin aynı kimlik kartını taşıması değildir. Tunceli’nin bir köyünde doğan çocukla Ankara’nın varlıklı bir ailesinde doğan çocuğun eşit eğitim imkânlarına ulaşabilmesidir. İzmir’in merkezinde yaşayan yurttaşla Anadolu’nun ücra bir köyünde yaşayan yurttaşın sağlık, adalet ve kamu hizmetlerinden aynı nitelikte yararlanabilmesidir. Devlet karşısında hiç kimsenin imtiyazlı, hiç kimsenin sahipsiz bırakılmamasıdır.
Bu nedenle Çerçeve Yasa kapsamında kullanılan eşit yurttaşlık kavramı; Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter devlet yapısını, ortak vatanı, bayrağı ve anayasal düzeni tartışmaya açacak biçimde yorumlanmamalıdır.
Etnik kökene dayalı kolektif ayrıcalıkların, paralel hukuk düzenlerinin veya egemenliğin paylaşılmasının eşit yurttaşlık olarak sunulması doğru değildir. Böyle bir yaklaşım, eşitliği güçlendirmek yerine kimlikler arasında yeni sınırlar ve rekabet alanları yaratabilir.
Doğru yorum şu olmalıdır:
Devlet tektir, hukuk tektir, vatandaşlık bağı ortaktır; fakat hiçbir yurttaş ikinci sınıf değildir.
Türk, Kürt, Arap, Çerkes, Laz veya başka bir kökenden gelen herkes; Sünni, Alevi veya başka bir inanca mensup olan herkes aynı devletin eşit yurttaşıdır. İnsanların kültürlerini ve kimliklerini özgürce yaşamaları, devletin birliğini zayıflatan bir unsur olarak görülmemelidir. Devletin görevi, herhangi bir kimliği diğerinden üstün tutmak değil; bütün yurttaşların güvenliğini, onurunu ve haklarını eşit biçimde korumaktır.
Bu bakımdan ulusal bütünlük ile eşit yurttaşlık birbirinin karşıtı olarak görülmemelidir. Ulusal bütünlük, insanların farklılıklarının bastırılmasıyla değil, kendilerini Cumhuriyet’in içinde güvende ve eşit hissetmeleriyle güçlenir. Bir yurttaşın hukuk karşısında eşit olduğunu, devlet tarafından değerli görüldüğünü ve kamusal imkânlara adaletli biçimde erişebildiğini hissetmesi, ortak vatana duyduğu bağlılığı da kuvvetlendirir.
Çerçeve Yasa’nın başarısı da bu dengenin korunmasına bağlıdır. Bir taraftan terör örgütünün feshi, silahların kesin biçimde bırakılması ve devletin egemenliği konusunda hiçbir taviz verilmemeli; diğer taraftan hiçbir yurttaşın kimliği nedeniyle dışlanmadığı demokratik ve sosyal bir Cumhuriyet güçlendirilmelidir.
Güvenlik ile özgürlük, millî birlik ile demokratik çoğulculuk, devletin bütünlüğü ile bireyin onuru birlikte korunmalıdır.
Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun sorunların çözüm adresi olarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ve toplumsal uzlaşmayı göstermesi de bu nedenle önemlidir. Çözüm; kapalı pazarlıklarda değil TBMM çatısı altında, kişilere göre değişen uygulamalarda değil hukukta, kimlikler üzerinden ayrışmakta değil ortak yurttaşlık bilincinde aranmalıdır.
Sonuç olarak eşit yurttaşlık, Türkiye’yi kimliklere ayırmanın değil, farklı kökenlerden gelen insanları Cumhuriyet’in ortak çatısı altında birleştirmenin ilkesi olarak görülmelidir.
Eşit yurttaşlık anlayışı şu temel üzerinde yükselmelidir:
Hiç kimse kökeni nedeniyle üstün değildir; hiç kimse kimliği nedeniyle eksik değildir. Herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit, özgür ve onurlu yurttaşıdır. Birliğimiz, hepimizin birbirine benzemesinden değil; farklılıklarımızla birlikte aynı hukuk altında eşit olmamızdan doğar.















