Kemal Kılıçdaroğlu döneminde en çok eleştirilen konulardan biri, farklı siyasi partilerle kurulan ittifaklar ve bu partilere verilen milletvekilliği kontenjanları oldu.
Oysa Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihine biraz daha yakından bakıldığında, ittifaklar, koalisyonlar ve siyasi uzlaşmaların CHP açısından yeni değil, aksine oldukça köklü bir gelenek olduğu görülür.
Öncelikle önemli bir gerçeğin altını çizmek gerekir:
Cumhuriyet Halk Partisi, çok partili siyasi hayata geçilen 1950 yılından sonra hiçbir zaman tek başına iktidar olamamıştır.
1950 öncesindeki tek parti dönemini bir kenara bırakırsak, CHP’nin iktidarda yer aldığı bütün dönemler ya koalisyon hükümetleri ya da dışarıdan destekli hükümetler şeklinde gerçekleşmiştir.
Bu durum aslında CHP’nin siyasal tarihinin önemli bir özelliğini ortaya koymaktadır. Parti, iktidar olabildiği dönemlerde bunu çoğunlukla başka siyasi partilerle iş birliği yaparak başarmıştır.
1961 seçimlerinde CHP yüzde 36,7 oy aldı. Buna rağmen tek başına hükümet kuracak çoğunluğa ulaşamadı. Bunun üzerine Adalet Partisi ile koalisyon kuruldu. CHP’nin oy oranı yüzde 36,7, Adalet Partisi’nin oy oranı ise yüzde 34,8’di.
Daha sonra kurulan yeni hükümetlerde CHP, Yeni Türkiye Partisi ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ile de ortaklık yaptı. Yani CHP’nin yüzde 36’nın üzerinde oy aldığı bir dönemde bile koalisyon kaçınılmaz hale gelmişti.
1973 seçimlerinde Bülent Ecevit liderliğindeki CHP yüzde 33,3 oyla birinci parti oldu. Ancak bu oran yine tek başına iktidara yetmedi. Bunun üzerine Milli Selamet Partisi ile koalisyon kuruldu. MSP’nin oy oranı yaklaşık yüzde 12 seviyesindeydi.
Bugün birçok kişinin CHP tarihinin en başarılı dönemlerinden biri olarak gördüğü Kıbrıs Barış Harekâtı da işte bu CHP-MSP koalisyonu döneminde gerçekleştirildi.
Daha da dikkat çekici olanı 1977 seçimleridir.
CHP bu seçimde yüzde 41,4 oy aldı.
Bu oran, çok partili hayata geçildikten sonra CHP’nin ulaştığı en yüksek genel seçim sonucudur.
Ancak yüzde 41,4 oy bile CHP’nin tek başına iktidar olması için yeterli olmadı.
Yani CHP tarihindeki rekor oy oranı dahi tek başına hükümet kurmaya yetmemiştir.
1991 seçimlerinde ise sosyal demokrat çizgiyi temsil eden SHP yüzde 20,8 oy aldı ve Doğru Yol Partisi ile koalisyon kurdu. Daha sonra CHP ile SHP birleştiğinde bu hükümet CHP’nin de içinde bulunduğu bir hükümet haline geldi.
Bu tarihsel tablo bize önemli bir gerçeği göstermektedir:
CHP’nin siyasi tarihinde uzlaşma, koalisyon ve ittifak siyaseti bir istisna değil, neredeyse kuraldır.
Bir başka tartışma konusu ise koalisyon ortaklarına verilen bakanlıklardır.
Bugünden bakıldığında bazı çevreler küçük partilere verilen milletvekilliği kontenjanlarını veya planlanan bakanlık dağılımlarını eleştirmektedir.
Ancak Türkiye’nin bütün koalisyon deneyimlerinde bakanlıklar oy oranlarına göre matematiksel olarak dağıtılmamıştır.
1961’de Adalet Partisi, 1974’te Milli Selamet Partisi, 1991’de SHP ve DYP arasında yapılan paylaşımda da temel ölçüt yalnızca oy oranı değil, hükümetin kurulabilmesi ve sürdürülebilmesiydi.
Bazen yüzde 10 oy alan bir parti, hükümet çoğunluğu için kritik öneme sahip olduğundan çok daha fazla siyasi ağırlık elde edebilmiştir.
Çünkü koalisyon siyasetinin doğasında pazarlık, uzlaşma ve ortak sorumluluk vardır.
Bu nedenle Kemal Kılıçdaroğlu döneminde uygulanan ittifak siyasetine tarihsel perspektiften bakıldığında, bunun CHP’nin geçmişinden tamamen kopuk bir yöntem olmadığı görülmektedir.
İnönü döneminde de, Ecevit döneminde de, SHP döneminde de sosyal demokrat hareket iktidar ortağı olabilmek için başka siyasi partilerle iş birliği yapmak zorunda kalmıştır.
Aslında soru şudur:
CHP tarihinde yüzde 36,7 oy alan İnönü koalisyon kurmak zorunda kalmışsa, yüzde 33,3 oy alan Ecevit MSP ile ortaklık yapmışsa, yüzde 41,4 oy alan CHP bile tek başına iktidar olamamışsa; bugün ittifak kurmayı başlı başına bir başarısızlık ölçütü olarak görmek ne kadar doğrudur?
Bu sorunun cevabı herkes için farklı olabilir.
Ancak tarihsel gerçek şudur:
Cumhuriyet Halk Partisi’nin çok partili siyasi hayattaki iktidar deneyimlerinin tamamına yakını uzlaşma, ittifak ve koalisyonlarla şekillenmiştir.
Bu nedenle ittifak siyaseti, CHP tarihinde bir sapma değil; uzun yıllara yayılan siyasi geleneğin önemli bir parçasıdır.















