"Bizleri insan yapan şey, doğamızdaki kusurlardır" sözü, insanın kusursuz olamayacağını anlatmanın belki de en kısa ve en anlamlı yoludur.
Bir Çin Özdeyişinde de vurgulandığı gibi, “Dünyada iki kusursuz insan var: Biri henüz doğmamış, diğeri de ölmüş İNSAN!” Buna göre, bizler hayatta olduğumuz ve yaşadığımız için hata ve kusurlarımız elbette olacaktır. Tüm bu hata ve kusurların hepsini deneyimleyebilecek denli uzun yaşayamayacağımızdan, bunlardan ders almak gerek.
Mükemmel, kusursuz insan olabilir mi? Kusursuzluğa en yakın insan, kusurlu olduğunu bilebilendir.
Sık sık insan bedeninin ne kadar mucizevi olduğunu duyar, ona düzülen övgüleri dinleriz. Bedenimizin incelikli işleyişine dair kitaplar raflarımızı doldurur. Oysa bütün o harikulade yönleri bir yana, insan bedeninin milyonlarca yıllık evrim sürecinde ortaya çıkmış bariz kusurları da var. Ancak, bu kusurlarımızın hikâyesi başlı başına bir savaş hikâyesidir aynı zamanda...
Ama kulağa ne kadar tuhaf gelirse gelsin, bu fizyolojik kusurlarımızın kendine has bir güzelliği var. Her birimiz eksiksiz birer örnek olsaydık hayatımız kim bilir ne kadar sıkıcı olurdu! Bizi biz yapan şey yine de KUSURLARIMIZ.
İnsanda neden işlevsel genlerin yanı sıra bir o kadar da bozuk, işlevsiz gen var?
DNA'mız niye geçmiş enfeksiyonlardan kalan milyonlarca virüs "enkazı" içeriyor?
İnsanın bağışıklık sistemi niye kendi bedenine bu denli sık saldırıyor?
Tıp bilimi her geçen gün hızla çözümler üretiyor, estetik ve anatomik müdahaleler ile atalarımızdan miras kalan veya bu günümüzde edindiğimiz fizyolojik arızalara.
Ya zihni mirasımız! Baş tacı edilen beynimiz yanılgılara ve kötü kararlar vermeye neden bu denli yatkın? Atalarımızdan miras kalan fizyolojik, anatomik arızaları gidermek için gösterdiğimiz çabanın kaçta kaçını zihni ve sosyal miras kusurlarımızı gidermek için gösteriyoruz? Hatta kusur olarak görüyor muyuz?
6-7 Eylül 1955’te çok övündüğümüz misafirperverliğimize rağmen, komşumuz gayrimüslim vatandaşlarımızın canına malına kastedilmedi mi? Hem de Selanik’te M. Kemal Atatürk’ün doğduğu eve bomba atıldı yalanına inanarak... Kaçımız olayların nasıl planlandığını, nasıl uygulandığını merak edip sürecin fikri takipçisi olduk! Bomba olayını manşet yapan küçük tirajlı gazetenin o gün normalin 5 katı basıldığını, İstanbul’a dışarıdan kamyonlarla insan taşındığını, Ata evimizin bahçesine karpit (sözde bomba) atan Türk gencinin sonra hangi ilimize Vali olduğunu, en önemlisi evinden canından olan gayri Müslimlerin mallarının akıbetini kaçımız araştırdı? Cevap kaçımızın vicdanını sızlattı. Böylesi zihni ve vicdani arızalarımızı estetik kusurlarımız kadar dert etmiyorsak vah bize.














