Biyoloji derslerinde canlılar en temel biçimiyle iki gruba ayrılır: Omurgalılar ve omurgasızlar. Omurgalı canlıların bedenini ayakta tutan, hareketlerine yön veren ve hayati organlarını koruyan bir iskelet sistemi vardır. Omurgasızlar ise yaşamlarını başka yapılarla sürdürür; çevreye uyum konusunda esnek, biçim değiştirme konusunda mahirdir.
Biyolojinin bu bilimsel ayrımı, siyasete taşındığında güçlü bir mecaza dönüşür. Çünkü siyasetin de bir omurgası vardır: İlke, ideoloji, tarih, program ve topluma verilmiş sözler…
Cumhuriyet Halk Partisi’nin siyasal omurgası, yüz yılı aşan tarihinin içinde şekillenmiştir. Cumhuriyetçilik, halkçılık, laiklik, devletçilik, milliyetçilik ve devrimcilik yalnızca amblemdeki altı okun isimleri değildir. Bunlar, CHP’yi dönemsel rüzgârların önünde savrulmaktan koruyan tarihsel iskelettir. CHP zaman zaman kendi değerleriyle çelişmiş, yanlış tercihler yapmış ve toplumsal bağlarını zayıflatmış olabilir. Ancak bütün bu tartışmalara rağmen hangi tarihsel kaynaktan doğduğu ve hangi siyasal geleneğe yaslandığı bellidir.
“Yeni” olmak tek başına bir ideoloji değildir. Eskiden ayrılmak, geleceğe ilişkin tutarlı bir program kurulduğu anlamına gelmez. Bir siyasi oluşum; sosyal demokrat mı, demokratik solcu mu, liberal mi, milliyetçi mi, merkez sağcı mı, yoksa her kesime başka sözler söyleyen ideolojiler üstü bir yapı mı olduğunu açıklamak zorundadır.
Birileri onu CHP’nin gerçek sosyal demokrat alternatifi, bazıları yeni bir ANAP, kimileri Atatürkçü tabanı sağa açacak bir merkez partisi, kimileri de bütün ideolojileri geride bırakacak pragmatik bir hareket olarak anlatmaktadır. Aynı siyasi bedenin birbirine zıt yönlere çekilebilmesi, esneklikten çok omurga eksikliğine işaret eder.
Bu, siyasette, ilkesizliğin tarifidir. Bugün söylenenin yarın inkâr edilmesi, farklı seçmen gruplarına birbirine zıt vaatlerde bulunulması, kişisel kırgınlıkların siyasi programa dönüştürülmesi ve partinin bütün kimliğinin birkaç kişinin geleceğine bağlanması bu yönsüzlüğün belirtileridir.
CHP’nin eleştirilmesi elbette meşrudur; hatta gereklidir. Fakat bir partinin hatalarını göstermek başka, yüz yıllık bir siyasal geleneğin karşısına yalnızca tepki, kırgınlık ve belirsizlikten oluşan bir yapı çıkarmak başkadır. CHP’ye kızmak, başlı başına bir parti programı değildir. CHP’den ayrılmak da kendiliğinden yeni ve tutarlı bir siyasal kimlik yaratmaz.
Türkiye’nin yeni tabelalardan çok, ilkesine sadık ve topluma karşı sorumluluk taşıyan siyasi yapılara ihtiyacı vardır. Çünkü siyaset yalnızca şartlara uyum sağlama sanatı değildir; gerektiğinde şartlara direnebilme iradesidir. Her rüzgâra göre yön değiştirenler belki bir süre ayakta kalabilir, fakat ülkeye yön veremez.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin görevi tarihsel omurgasını koruyarak kendisini yenilemek, yanlışlarından arınmak ve yeniden halkın güvenini kazanmaktır.Bir oluşumun marifeti, “yeni” olduğunu söylemek değil, hangi değerler uğruna ayakta duracağını açıklamaktır.
Çünkü siyasette asıl soru kimin ne kadar yeni olduğu değil, fırtına çıktığında kimin eğilmeden ayakta kalabildiğidir.















