40 yıldır bu topraklarda çocuklar sessiz ağladı.
Bayram sabahlarında bir yanımız hep eksikti.
Bir tarafımızda gurur, öte yanımızda gözyaşı…
Bir sabah, evladını dualarla askere uğurlayan bir annenin iç sesi…
Aynı sabah, komando birliğine sevkiyat…
Bir akşam, üs bölgesine sızan terörist haberi…
Bir gece, devriye aracına kurulan pusu…
Ve bir sabah daha…
Kapı çalar.
Omuzları düşmüş bir görevli:
“Oğlunuz şehit oldu…”
İşte bu ülkede binlerce ev, bu cümleyle yıkıldı.
***
Bugün…
PKK silah bıraktığını açıkladı.
Bu cümle, kimileri için bir umut…
Kimileri için derin bir sessizlik…
Kimileri için ise bitmeyen bir sızı.
Çünkü bu ülke, o karanlık yıllarda evlatlarını toprağa verdi.
Kimi hiç büyüyemedi…
Kimi gazi oldu, ömür boyu hatırlayacağı acılarla yaşadı.
Şehit anneleri hâlâ oğullarının kokusunu sakladıkları yastıklarda uyuyor.
Gaziler hâlâ gece yarısı çatışma sesleriyle uyanıyor.
Bu gerçekler, bir gecede unutulmaz.
Ama…
Akan kanın durması, yeni acıların yaşanmaması…
İşte bu, hepimiz için çok büyük bir adımdır.
***
PKK…
Bu topraklarda sadece Mehmetçiği değil, öğretmeni, çocuğu, işçiyi, imamı hedef aldı.
40 yılda kırk binin üzerinde can kaybı.
Yüz binlerce yaralı.
On binlerce dul, yetim…
Ve sadece can değil, milyarlarca dolarlık ekonomik kayıp.
Terör sadece dağda değil, şehirde de hayatımızı esir aldı.
Güneydoğu’ya yatırım girmedi, kalkınma gecikti.
Turizmden sanayiye kadar çok şey kaybettik.
Bugün artık silahlar susuyorsa…
Yarın umudun sesi daha gür çıkabilir.
***
Şimdi bazıları soracak:
“Devlet teröristlerle mi masaya oturacak?” diye
Ama şunu da görelim:
Siyaset, çoğu zaman kolay kararlar alma sanatı değildir.
Hele ki böyle yaralı bir toplumda, akan kanın durması için atılacak her adım, ateşten gömlek gibidir.
Siyasetçiler bu tür kararları verirken sadece masadaki dosyaları değil, milyonların vicdanını da taşırlar.
Ama bilmeliyiz ki…
Barış bazen en zorlu, ama en gerekli karardır.
Tarihe bakalım:
İngiltere yıllarca savaştığı IRA ile oturdu masaya.
Kolombiya, 50 yıl boyunca çatıştığı FARC ile barış yaptı.
Güney Afrika, kanlı iç savaştan sonra uzlaştı.
Devletler bile birbirleriyle savaşınca, eninde sonunda masaya oturmak zorunda kaldı.
Çünkü barış, bazen kurşunların sustuğu değil, gözyaşlarının dindiği yerdir.
Ve barış, her zaman zayıflık değil, basiretin adıdır.
***
Evet…
PKK bir terör örgütüdür.
Bu ülkeye sadece kan, gözyaşı ve yıkım getirmiştir.
Ama bu terör bitmelidir.
Bitmelidir ki; artık analar ağlamasın, çocuklar yetim büyümesin.
Bu mesele sadece güvenlik meselesi değil, vicdan meselesidir.
Yarınlarımızı kazanma meselesidir.
***
Tam da bu yüzden…
Bugün başlatılan bu barış sürecine sahip çıkmak, sadece siyasilerin değil; her bir vatandaşın, her bir kanaat önderinin, her bir vicdan sahibinin sorumluluğudur.
Bu süreci provoke etmek isteyenler mutlaka olacaktır.
Kanla beslenenlerin, istikrarsızlıktan nemalananların eli boşa çıkmalıdır.
Aklıselim kaybederse, kargaşa kazanır.
Bu ülke artık provokasyonlara pabuç bırakmamalıdır.
Barışa sahip çıkmak, sadece siyaseti değil, vicdanı da korumaktır.
Ekmeğine kan bulaşmışların oyununa gelmemeliyiz.
Birlik olmalıyız ki, barış büyüsün.
***
İzmişr'den Şırnak’a, Hakkâri’den Edirne’ye kadar herkesin ortak bir dileği var:
Artık yeter!
Bu ülkede artık silah değil, yatırım konuşulsun.
Patlayan mayın değil, açılan fabrika konuşulsun.
Güvenlik barikatı değil, üretim hattı kurulsun.
Ve en önemlisi…
Artık bir annenin, sabah uyanır uyanmaz dua ettiği tek şey “evladım sağ salim dönsün” olmasın.
Çünkü barış, sadece dağlarda değil, vicdanlarda da kazanılmalı.
***
Bugün atılan bu adım…
Eksik kalmış umutlarımızı tamamlama fırsatıdır.
Şehitlerimizin hatırasını yaşatacak olan şey, onların hayal ettiği huzurlu vatanı kurabilmektir.
Ve unutulmamalıdır:
Barışa en çok, savaşı yaşamış olanlar inanır.















