Üzülerek ifade edeyim ki, bir zamanlar sahip olduğumuz ve övünçle anlattığımız birçok duygumuzu ve erdemli davranış biçimlerini başkalarının hareketleri sayesinde hatırlıyoruz. Böylesi bir hatırlama aslında ulusun felakete sürüklenişinin de öncü göstergesidir. Bireyleri ve dolayısıyla toplumu bir arada tutan sevgi, saygı, hoşgörü, yardımlaşma, vefa, çalışkanlık gibi davranış şekilleri üzülerek ifade edeyim ki, bozularak devam ederken yok olmaya doğru yüz tutuyor.
Bunun yansımalarını da bozulan aile yapısı itibariyle gençlerde artan madde bağımlılığında görüyoruz. Yani Mustafa Kemal’in ‘’Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla yorulmazlar. Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan yorulmadan yürüyecektir.’’ diye umut bağladığı gençlik sanki biraz yorgun gibi… Pırıl pırıl gençlerimiz çoğunlukta, ama bu sosyal yaradan onların da rahatsız olduğuna inanıyorum.
Oğlum Çağdaş Amerika’da work and travel (çalış ve gez) programı kapsamında Virginia eyaletinde Çin lokantasında garsonluk yaptı. Döndüğünde kendi aldığı hediyeleri verdikten sonra iddialı bir tonda “Baba bu son vereceğim hediye seni çok sevindirecek” dedi ve ben de merakla açtım. Çerçeve içinde gül buketi ile duygu dolu ve gurur verici bir not. Evet, oğlum beni iyi tanımış, en çok o notta yazılanlara sevindim. Hani hep konuşulur ya, “çocuklarınıza zengin olmayı değil, mutlu, onurlu olmayı öğretin.” diye, doğru değil mi?
Bakalım çevremizde, zenginler mi fakirler mi mutlu? Mutluluğun maddiyatlaştıkça yok olduğunu savunuyorum. Gelelim nota, şöyle yazıyordu:
‘’Merhaba, benim adım Chong Ae. Güney Koreliyim. Oğlunuzla Peking Restoranda beraber çalışıyoruz. Babanızın Kore Savaşı’nda bulunmasından çok müteşekkirim. Teşekkür ederim ve Tanrı sizi korusun.’’
Ne kadar sevindiğimi, gururlandığımı, mutlu olduğumu anlatamam. Bu sevinç ve onur bana ait değil, aslında hepimize, Türk Milleti’ne ait. Babam Kore Savaşı’nda Yüzbaşı idi ve o yüzden abime de “Koray” ismi verilmişti.
Güney Kore mucizesi kendiliğinden olmadı. Milli Mücadele ile bir ulusun yeniden yaratılması da kolay olmadı. Başarıya giden yol erdemli davranışlar ve toplumsal menfaatlerin öne çıkması ile oluyor. Ne zaman kişisel çıkar, hırs, sevgisizlik ortamı artar ve kin, nefret tohumları yeşerirse o zaman aile, toplum, ulus için tehlike çanları da çalıyor demektir.
Anıtkabir de eğilen Japonya Prensesini göz önüne getirelim. Ne güzel gelenek, saygının derinliğine bakın. Hala kurucu liderine hakaret edenler bu görüntüden utanmıştır umarım.
Ülke iyi yönetilemediği, yöneticiler örnek olamadığı ve Atatürk felsefesinden uzaklaşıldığı için erdemli davranış biçimlerini de kaybediyoruz.
Toplumun düzelmesi bireyden başlar ki zor değildir. Hızlı bir değişime ihtiyaç vardır. Öncelikle modern bilime dayanan ve erdemli insan yetiştirmeye yönelik eğitimin başlatılması acilen gereklidir.
Güney Koreli Chong Ae bana hediye gönderirken unutulmaya yüz tutan duyguları da hatırlatmış oldu. Sağ olsun, örnek alınacak davranışlardan dersler çıkarmalıyız, çok geç olmadan…
Bu vesile ile 19 Eylül Gaziler Gününde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm Gazilerimize şükran ve minnetlerimi sunuyor, şehitlerimize rahmet diliyorum.
Sağlıcakla kalın, saygılarımla…














