19 Eylül tarihi Milletimiz için anlamlı ve değerli bir gündür. Adeta iki farklı duygunun aynı anda yaşandığı yani iki zıt hissiyatın, hüznün ve sevincin bir arada olduğu ama nihayetinde gururla taçlanan bir duygu selinin tarihidir…
Sözlük anlamı; düşmanla savaşan ya da savaş yapmış, olağanüstü yararlıklar göstererek düşmanı yenen Komutanlara ya da kentlere devlet tarafından verilen onur şanı, savaştan sağ veya zafer kazanmış olarak dönen, anlamlarını içeren üç tanımlama yapılmış.
Çevremiz sanki ateş çemberi gibi. Dünyayı bir vücut olarak gördüğümüzde, yakınlık veya uzaklık aslında bize ulaşıp ulaşamayacağının göstergesi değildir.
Bir taraftan Ukrayna-Rusya savaşı sanki hiç bitmeyecekmiş gibi sürerken, buna İsrail’in soykırım suçunu arkasına dünyanın kabadayısı Amerika’yı alarak umursamazca işlemesi ve katliama devam etmesi dünya ülkelerinin de seyirci kalması düşündürücü ve üzücüdür.
Vücudun parmak tırnağındaki acıyı nasıl ki tüm vücut hissediyorsa dünyanın da bu vahşete ve savaşlara dur diyememesi kendi geleceği için tehdittir.
Atatürk milli ve insani duyguları harmanlayarak çok iyi bir biçimde karıştırmış ve tüm insanlığa sevgi ve saygı ile yaklaşmış bir liderdir. Yaşamının her alanında bunun örneklerini hayat tarzı ile de görmek mümkündür.
Dış politikada başarıyı savaşçı ve saldırgan bir politikada değil barıştan ve kardeşlikten yana bir tutum ve davranış sergilemekte görmüştür.
Askeri dehası ile olağanüstü bir çaba ve öngörüyle üstün düşman kuvvetleri karşısında kıskanılacak bir başarı kazanmış olmasına rağmen, söylediği sözler kişiliğinin karakteristik özelliğini de ortaya koyar.
‘’Savaş zaruri ve hayati olmalıdır. Ulusun yaşamı tehlikeyle karşı karşıya kalmadıkça savaş bir cinayettir.’’
Muharebe meydanlarında bizzat bulunarak ön cephelerde çarpışan ve hatta yaralanan Mustafa Kemal savaşın yıkıcı yönünü en iyi bilen ve bu yüzden de barışın özenle korunması için ısrarla çabalayan bir askerdi. Nitekim defalarca açıkladığı ‘’Yurtta barış dünyada barış’’ ilkesi barışa verdiği değeri göstermesi açısından çok önemlidir. İnsanlığı adeta bir aile, ulusları akraba, bir ülkenin sorununu da insanlığın ortak sorunu olarak algılamış ve bu doğrultuda davranmıştır.
Milletlerin, çıkabilecek bir savaşa engel olmak için silahlı güçlerini, mali imkânlarını saldırgana karşı birleştirmenin gerekliliğini vurgulamış ve bu yönde örgütlenmenin değerini çeşitli ortamlarda ve değişik zamanlarda ifade etmiştir.
Tabii bu örgütlenmenin etkili olması, samimi ve katılımcıların eşit karar hakkının olduğu bir yapıda gerçekleşebilecektir. Bugünkü NATO, Birleşmiş Milletler gibi örgütlenme biçimlerinin Atatürk’ün ifade ettiği görevleri yapma imkân ve kabiliyetlerinin olmadığı günümüzdeki tavır ve davranışları ile ortaya çıkmıştır.
9 Eylül 1922 tarihinde İzmir’in kurtuluşunda Vilayet konağı bayrak direğine yaralanmasına rağmen Türk Bayrağını çeken Yüzbaşı Şerafettin’in boynundan aldığı yara daha sonra onun Parkinson hastası olmasına neden olacaktı. Eşinin vefatından sonra sahip çıkılmayan Kahramanımız İstanbul’da Gureba Hastanesine yatar. Bir gazeteci ile söyleşisinde mütevazı haliyle’’ Ben Vatan borcumu herhangi bir Türk Subayı gibi yapmış bulunuyorum. Benim yaptığım nedir ki? Bir Vatan ve askerlik vazifesinden ibaret değil mi?’’
1951’de Beşiktaş’taki evinde ölür. Celalettin Algan defin zamanını şöyle yazar: ‘’ Yıllarca tevazuun gölgesinde saklanmış bu tarihi şöhretin ölümü de yaşayışı kadar sessiz ve iddiasız olmuştur.’’
Sakarya Meydan Savaşından sonra 19 Eylül 1921’de Mustafa Kemal’e TBMM’nce ‘’Mareşal’’ rütbesi ve ‘’Gazi’’ unvanı verilmiş, 2002 yılında çıkartılan yasa ile de ‘’Gaziler Günü’’ olarak kutlanmaktadır.
Kore Gazisi Sefer Özgür’ün oğlu ve emekli asker kimliğimle tüm Gazilerimizin gününü minnet ve şükran duygularımla kutluyorum.
Bu ülkenin asıl unsurları ve asil insanları Gazilerimize ne kadar müteşekkir olsak azdır.
Tüm şehitlerimize de rahmet diliyorum.















